<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Trkiz.Com Kiz Kizlar Kizlarla Chat Sohbet Muhabbet Mirc SesliChat SesliSohbet &#187; islam</title>
	<atom:link href="http://www.trkiz.com/kiz/islam/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.trkiz.com</link>
	<description>Kiz Bayan bayanlar hanimlar Sohbet chat mirc muhabbet Hakkinda Hersey Sesli</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Jan 2012 11:45:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Cünüp olarak bir şey yenip içilebilir mi</title>
		<link>http://www.trkiz.com/cunup-olarak-bir-sey-yenip-icilebilir-mi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/cunup-olarak-bir-sey-yenip-icilebilir-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 21:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp iken dua etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp iken kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp iken namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp iken oruç tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp iken yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Cünüp olmak günahmı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Erkek olsun, kadın olsun cünüp olan bir insanın ellerini yıkamadan ve ağzını çalkalamadan bir şey yiyip içmesi mekruhtur. Bunun için, mümkünse bir şey yiyip içmeden önce eli ve ağzı yıkamalıdır. Zaten sâir zamanlarda yemekten önce elleri yıkamak sünnettir. Böylece aynı zamanda bir sünnet de yerine getirilmiş olur. Âdet gören kadın için böyle bir kerahet yoktur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek olsun, kadın olsun cünüp olan bir insanın ellerini yıkamadan ve ağzını çalkalamadan bir şey yiyip içmesi mekruhtur. Bunun için, mümkünse bir şey yiyip içmeden önce eli ve ağzı yıkamalıdır. Zaten sâir zamanlarda yemekten önce elleri yıkamak sünnettir. Böylece aynı zamanda bir sünnet de yerine getirilmiş olur.</p>
<p>Âdet gören kadın için böyle bir kerahet yoktur. Fakat onun için de müstehap olan her seferinde elini yıkamasıdır.</p>
<p>Kaynak: Mehmed Paksu Çağın Getirdiği Sorular </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/cunup-olarak-bir-sey-yenip-icilebilir-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adetliyken kuran okumak caizmi</title>
		<link>http://www.trkiz.com/adetliyken-kuran-okumak-caizmi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/adetliyken-kuran-okumak-caizmi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 21:09:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Adetliyken abdest almak]]></category>
		<category><![CDATA[Adetliyken dua etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Adetliyken kuran okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Adetliyken kurana dokunmak]]></category>
		<category><![CDATA[Adetliyken namaz kılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Adetliyken oruç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[Adetliyken kuran okumak caizmi? Hayız ve nifas hâlinde olan bir kadına Kur’an okumak haramdır. Peygamber Efendimiz hayızlı, loğusa ve cünübün Kur’an okuması ile ilgili şöyle buyurmuştur; “Hayızlı kadın ve cünüp olan kimse Kur’an’dan bir şey okuyamaz” buyurmuşlardır.( Tirmizi, Taharet, 98; İbni Mace, Taharet, ,105; Darakutni, Sünen, 1/117)Ayrıca hz. Ali (r.a.)de şöyle demiştir: “Allah Resülünü cünüplüğün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adetliyken kuran okumak caizmi?<br />
Hayız ve nifas hâlinde olan bir kadına Kur’an okumak haramdır. Peygamber Efendimiz hayızlı, loğusa ve cünübün Kur’an okuması ile ilgili şöyle buyurmuştur; “Hayızlı kadın ve cünüp olan kimse Kur’an’dan bir şey okuyamaz” buyurmuşlardır.( Tirmizi, Taharet, 98; İbni Mace, Taharet, ,105; Darakutni, Sünen, 1/117)Ayrıca hz. Ali (r.a.)de şöyle demiştir: “Allah Resülünü cünüplüğün dışında Kur’an okumadan bir şey alıkoymazdı.” (Ebu Davud, Taharet, 90; Neseî, Taharet, 170; İbn Mace, Taharet, 105) Dolayısıyla bu hadisler cünüp ile hayızlı Kur’an okuyamayağı hususunda önemli bir delildir.(Aynî, el-Binaye, 1/644)</p>
<p>Bu hadislerden hareketle İslam alimlerinin çoğunluğu hayızlı kadının Kur’an’dan, Kur’an okuma maksadıyla bir ayet bile okuyamacağını söylemişlerdir. Aynı zamanda bunlar bu halde iken Kur’an ayetlerini de yazamazlar. Bu konuda Tevrat, İncil ve Zebur da Kur’an gibidir.(İbn-i Abidin, Haşiyetu Reddi’l-Muhtar, 1/293)</p>
<p>Fatiha dua niyetiyle okunabilir. Ayrıca Kur’andaki duaya benzeyen ayetler de Kur’an okuma niyetiyle değil de dua maksadıyla okunabilir. Mesela; Rabbena atina fiddünya haseneten ve filahireti haseneten ve gına azabennar gibi.</p>
<p>Aynı şekilde sevinçli bir haber duyan bir kimse “Elhamdülillah” diyebilir. Üzücü bir haber duyan da “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” diyebilir. (İbrahim Halebi, Halebi, Sağir, s.37-39; İbn-i Abidin, Haşiyetu Reddi’l-Muhtar, 1/293)</p>
<p>İmam Malik’e göre hayızlı kadın mazeretli olduğundan ve Kur’an okumaya da muhtac olmasından dolayı cevaz vermiştir. Ancak hayız kanı kesildikten sonra gusl etmeden önce okuyamaz. (Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/471)</p>
<p>Diğer yandan zikir çekebilir dua edebilir. Bunlara bir mani yoktur. Hatta özel günlerindeki bir bayanın kıbleye doğru oturarak zaman zaman tesbih çekmesi dua etmesi isabetli bir davranış olur böylelikle adet gördüğü günlerinde bu şekilde manen beslenmiş olur.</p>
<p>Hayızlı ve nifaslı kadınların veya cünüplerin kunut vesaire gibi çeşitli duaları okumalarında, tesbih ve tehlil kelimelerini söylemelerinde ve Hazret-i Peygambere salât ve selâm getirmelerinde hiçbir mahzur yoktur. Hayız ve nifaslı halde olanlar, Kur’an-ı Kerîm’i okuyamamakla beraber, onu dinleyebilirler.</p>
<p>Kur’an Kursu öğretmenliği veya hafızlık yapan bir kadın, hayız hâlinde öğretim işini yardımcısına yaptıracaktır. Yardımcısı yoksa Hanefî ulemasından Kerhî ve Tahavî’ye göre öğretimini devam ettirecektir. Kerhî: Öğretmen veya öğrenci hanım hayız hâlinde kelime kelime, Tahavî ise, yarımşar âyet söylemekle öğretim yapılmasında ‘beis yoktur’ demişlerdir.</p>
<p>Netice itibariyle İslam alimlerinin çoğunluğu Hanefî, Şafiî ve Hanbelî mezhebine göre hayızlı ve cünüp olan Kur’an ayetlerinden okuyamaz. (Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/471)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/adetliyken-kuran-okumak-caizmi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüp bebekle çocuk sahibi olmak caiz midir</title>
		<link>http://www.trkiz.com/tup-bebekle-cocuk-sahibi-olmak-caiz-midir.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/tup-bebekle-cocuk-sahibi-olmak-caiz-midir.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 21:02:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebek caizmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebek günahmı]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebek nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebek şartları]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebekle çocuk yapmak günahmı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[1. Tüp bebek nedir? Çocuksuz ailelerde anne adaylarından elde edilen en az 7-9 yumurta hücresi baba adayının spermleri ile laboratuar koşullarında döllenir ve yine laboratuar koşullarında embriyoların gelişmesi için üç gün beklenir. Elde edilen embriyolardan iki ile üçü rahme yerleştirilir. Bu işlem başarılı bir gebeliğe yol açarsa, hazırlanmış olan diğer embriyolara ihtiyaç kalmaz. Bu embriyolar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. Tüp bebek nedir?</p>
<p>Çocuksuz ailelerde anne adaylarından elde edilen en az 7-9 yumurta hücresi baba adayının spermleri ile laboratuar koşullarında döllenir ve yine laboratuar koşullarında embriyoların gelişmesi için üç gün beklenir. Elde edilen embriyolardan iki ile üçü rahme yerleştirilir. Bu işlem başarılı bir gebeliğe yol açarsa, hazırlanmış olan diğer embriyolara ihtiyaç kalmaz. Bu embriyolar çiftlerin isteği doğrultusunda, daha sonra kendileri için başka bir gebelikte kullanılmak veya başka evli ve çocuksuz çiftlere bağışlanmak üzere veya kök hücre geliştirmek üzere dondurulmaktadır.</p>
<p>Tüp bebek (IVF) uygulamasının safhaları şunlardır:</p>
<p>1- Anneye bir takım hormonlar aşılamak suretiyle yumurtalıklar uyarılarak birçok yumurta elde edilmekte,</p>
<p>2- Anne yumurtalığından alınan yumurtalar ile babadan alınan erkek tohum hücreleri (sperm) karşılaştırılarak laboratuarda döllenmekte,</p>
<p>3- Birçok blastocist elde edilmekte,</p>
<p>4- Laboratuvar’da hazırlanmış birkaç tane blastocist anne rahimine konmakta,</p>
<p>5- Eğer anne hamile kalırsa diğer blastocistler yok edilmekte, yada araştırmalarda ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmakta,</p>
<p>6- Anne veya babanın çocuk yapma kabiliyeti yoksa başka kadın veya erkeklerden sperm veya yumurtalık elde edilmekte,</p>
<p>7- Anne rahmi uygun değilse taşıyıcı anne bulunmaktadır.</p>
<p>Şimdiye kadar hemen hemen bütün İslam alimleri, normal yoldan çocuk sahibi olamayan eşlerin, kocanın spermi ile karısının yumurtasının dışarıda döllenerek kadının rahmine yerleştirilmesi; ya da kocanın sperminin mikroenjeksiyon yöntemiyle hanımının rahmine ulaştırılarak çocuk sahibi olmalarının caiz olacağına; tüp bebek uygulaması belirlenen bu standartların dışına çıkıldığı ve araya yabancı unsur sokulduğu; yani sperm, yumurta ve rahimden biri karı-koca dışında başka bir şahsa ait olduğu takdirde caiz olmamaktadır; çünkü meşrû bir çocuğun, gerek sperm ve yumurta, gerekse rahim bakımından nikâhlı karı-kocaya ait olmasında İslam Dini’nin genel prensipleri bakımından zaruret vardır.</p>
<p>Ancak tüp bebek yönteminde birden fazla blastocist üretilmesi ve bunlardan bir kısmının ana rahmine konması ve diğer blastocistlerin yok edilmesi yada araştırmalarda ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılması, tüp bebek konusunu dini açıdan yeniden tartışılır hale getirmektedir. Çünkü, sperm ve yumurtanın döllenmesinden itibaren, oluşan zigotu insan olarak kabul eden bilim adamları bulunmaktadır. Buna göre insana ilk anından itibaren bir birey olarak saygı duyulmalı, hukuki hakları tanınmalı ve ihlal edilmemelidir.</p>
<p>Bu sakıncayı giderebilmek için, tüp bebek uygulamasında eğer mümkünse ihtiyaçtan fazla yumurta döllenmemeli ve bunlar ilmî-teknolojik imkânlarla korunmalı, sadece ihtiyaç duyulan yumurtaların döllenmesiyle yetinmelidir. Aksi takdirde fazla aşılanmış yumurtaların imha edilmesi dini yönden sakıncalı olacaktır.</p>
<p>Katolik kilisesi de, tüp bebek uygulamaları sonunda elde edilen kök hücrelerin itlafını kabul etmemektedir.</p>
<p>2. Yumurta/ Sperm Dondurulması ve Bağışı</p>
<p>İlk olarak spermin başarıyla dondurulup çözülmesinin ardından embriyonun da dondurulmasına başlandı. Nitekim dondurulmuş ve çözülmüş insan yumurtasından elde edilen ilk gebelik 1986 yılında Chen tarafından gerçekleştirildi. Bu ilk başarıdan sonra dünyada birçok merkezde yumurta dondurma teknolojisinin geliştirilmesi için çalışmalar yapıldı. Yumurta büyük ve kompleks bir yapı olduğundan düşük ısılara karşı çok hassastır. İlk çalışmalarda olgun olmayan yumurtaların dondurulması önerilirken, bugün yapılan çalışmalarda olgun olan yumurtaların dondurma işlemine daha dayanıklı olduğu gösterilmiştir. Yumurta, toplama işlemi sonrasında yumurtalar etrafındaki hücrelerden temizlenir ve normal olan olgun yumurtalar dondurulur. Dondurma işlemi esnasında ısının hangi hızla azalacağı, hangi koruyucu maddenin kullanılacağının seçilmesi çok önemlidir. Yumurta dondurma işleminden sonra, dondurulmuş yumurtalar sıvı nitrojen içerisine (-196°C) konulur. Sıvı nitrojen içerisindeki yumurta genetik olarak uzun süre bozulmadan kalabilir. Yumurta dondurma çözme sonrası doğan bebeklerde bir sakatlık görülmemiştir. İlk zamanlarda çözme işlemi sonrasında yüzde 60 yumurta canlı kalırken günümüzde bu oran yüzde 80-90’lara ulaşmıştır. Aynı zamanda, yumurta çözme işlemi sonrasında başlangıçta düşük olan döllenme oranları mikroenjeksiyonun kullanılmaya başlamasıyla birlikte artmıştır. Bu işlemler artık çok sık yapıldığı için konuyla ilgili banka terimi kullanılmaktadır. Bu nedenle sperm ve yumurta bankalarının yanı sıra, günümüzde embriyo bankalarından da söz edilmektedir.</p>
<p>Yumurtaları alınıp dondurularak saklanan kadınların ileride iyileşmeleri durumunda bunlar yine kendilerine verilecekse bu durum dini açıdan bir sakınca teşkil etmez. Ancak bu yumurtaların başka kadınlara nakledilmesi caiz değildir. Çünkü yumurta, kromozomlar sayesinde annenin bir takım kişisel özelliklerini/genetik şifresini taşır. Yumurta hücresi bir kadından diğerine aktarıldığında, bütün özellikleri sahip olduğu miras hakkıyla birlikte aktarılmış olmaktadır. Böylece bu nakil işlemi potansiyel olarak ileride ortaya çıkabilecek dînî, hukuki, sosyal ve psikolojik vb. bir çok problemi de beraberinde getirecektir. Bu nedenle aşılanmış yumurtaların bir başka kadında kullanılması caiz değildir.</p>
<p>Sperm konusuna gelince, bankaya konan sperm, erkeğin ileride kendi nikahlı eşinin rahmine, tüp bebek yöntemiyle yerleştirilip gebe kalmasını sağlamak amacıyla verilecekse bu uygulama zaruret durumlarında caizdir. Ancak böyle yapılmayıp, bankada toplanan spermler, daha sonra talepte bulunacak olan diğer kadınlara verilecekse caiz değildir. Çünkü bu işlem, zinanın yasaklanış gerekçelerinden birisi olan çocuğun nesebinin sahih olmaması, nesep karışıklığı sonucunu doğuracaktır. Onun için sperm verenin de talip olup alanın da ortak sorumluluğu vardır. Aralarında nikah bağı olmadığı için yaptıkları iş günahtır.</p>
<p>Kısaca sperm bankasına sperm vermek, sperm almak -nikahlı eşler arasındaki alış-veriş hariç- haram olmanın yanısıra, sosyal bir felakettir. Çünkü bütün ilahi dinlerin ortak beş hedefinden birisi neslin korunmasıdır. Zinanın haram kılınmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Bu uygulama nesillerin dejenere olmasına, nesebi belli olmayan çocukların dünyaya gelmesine, sperm yoluyla stratejik amaçlı olarak bir çok hastalıkların aktarılabilme olasılığına vb. bir çok sosyal problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vereceği için caiz değildir. Ancak çeşitli tıbbî nedenlerden dolayı kişinin kendi spermi alınıp dondurularak daha sonra kendi nikahlı eşine verilirse bu uygulama caiz olur.</p>
<p>3. Kök hücre ve Tedavi Amaçlı Kullanımı Mümkün mü?</p>
<p>Kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücreler, sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşebilme ve yeni görevler üstlenme imkân ve özelliğine sahiptir. Kök hücre araştırmaları günümüzün en önemli, aynı zamanda en tartışmalı konusunu oluşturmaktadır. Doku ve organları yenileme bağlamında ki üstün potansiyelinin yanı sıra, doku harabiyeti ve/veya kaybı sonucunda ortaya çıkan pek çok hastalığın ve bozukluğun tedavisine (sağaltımına) yönelik tıp dünyasında ve toplumda büyük beklentiler doğurmaktadır.</p>
<p>Kök hücrelerin bir kaynağı yetişkin kemik iliğinden elde edilen dokulardır. Ancak araştırmalar erişkin bireylerin farklılaşmış olan dokularında bulunan bu tür kök hücrelerin farklı yönlerde gelişme yeteneklerinin oldukça kısıtlanmış olduğunu ortaya koymaktadır. Beklentilere gerçek anlamda karşılık verme potansiyeli taşıyan embriyonal kök hücreler için kullanılması söz konusu olabilecek kaynaklar ise yukarıda da belirtildiği gibi tartışmalıdır. Bunlar insanda tüp bebek uygulamalarından arta kalan, kullanılmayan embriyolar ya da gebeliğin sonlandırılmasıyla ceninden elde edilen doku örnekleri olabilmektedir. Kök hücrelerinin genelde insan embriyosundan elde edilmesi bazı çevrelerce insan yaşamına müdahale olarak görülmekte, ayrıca kök hücrelerinde yürütülen çalışmaların insan kopyalamasına bir zemin oluşturması ihtimali dünya kamuoyunda insan yaşamının ne zaman başladığına dair etik, hukuksal ve yasal tartışmalara yol açmaktadır. Bu tartışmalar en yoğun şekilde Batı ülkelerinde kök hücre araştırmalarını sınırlandıran ve hatta engelleyen bir boyut kazanmış, sonuçta bu alandaki araştırmalar Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelere kaymaya başlamıştır.</p>
<p>Kök hücre araştırmalarında bugüne kadar ulaşılan nokta gerçekten gelecek için büyük umut vaat etmektedir. Kök hücre araştırmaları istenildiği doğrultuda gelişirse, bazı hastalıkların hücre düzeyinde tedavileri yapılabileceği gibi, hücre ve organların nakli için de yeni bir kaynağı oluşturabilecektir. Kök hücrelerinin üzerinde yürütülecek temel bilimsel araştırmaların yakın gelecekte klinikte tedavisi mümkün olmayan birçok hastalığın tedavisinde önemli açılımlar getirmesi beklenmektedir. Böylece, kendini yenileme ve onarma kapasitesi olmayan hücrelerin kaybına bağlı olarak gelişen hastalıklar tedavi edilebilecektir. Bunlar arasında Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, multipl skleroz, kaza sonucu oluşan felçliler ve sinir hücrelerinin yıkımı ile ilgili diğer hastalıklar, kalp krizi sonucu oluşan kalp yetmezliği, osteoartrit (kemik ve eklem iltihapları) veya çeşitli nedenlerle oluşan kıkırdak ve kemik kayıpları, kanser ve bağışıklık sistemi hastalıkları ile şeker hastalığı sayılabilir.</p>
<p>Kök hücreleri, bölünerek kendilerini yenileyen ve kan, karaciğer ve kas gibi özelleşmiş görevler üstlenen organları oluşturabilecek biçimde farklılaşabilen hücrelerdir. Bu hücreler totipotent (her yönde farklılaşma yeteneği olan) ve pluripotent (çok yönlü farklılaşma yeteneği olan) kök hücreleri olarak iki grupta incelenmektedirler. Embriyoda erken dönemde bulunan totipotent kök hücreleri embriyonik kök hücre olarak adlandırılır ve bunlar in vitro döllenmeyle geliştirilen, ancak ihtiyaç fazlası olan embriyolardan veya istem üzerine sonlandırılan gebeliklerden elde edilmektedir. Yine yetişkin bireylerden elde edilen, embriyonik kök hücreleri gibi topipotent ya da bir takım yöntemlerle çoğaltılabilen yetişkin kök hücreleridir. Bunlar kemik iliğinde, bebek göbek kordon kanında ve kanda bulunan ve yetişkinde de özel yöntemlerle ve belli büyüme faktörlerinin yardımı ile çoğaltılabilen ve gelişimler sonunda kan hücrelerine dönüşebilen kök hücreleridir. Embriyonik kök hücrelerden insan vücudunu oluşturan 200 farklı tipteki farklılaşmış hücreden herhangi biri gelişebilirken, yetişkin kök hücrelerinden sadece bir ya da sınırlı sayıda tipteki hücrenin gelişmesi mümkündür.</p>
<p>ABD, İngiltere ve Avustralya başta olmak üzere birçok ülkede embriyonik kök hücrelerin deneysel araştırmaları tamamlanmış olup, hayvanlar üzerinde uygulamaları uzun süredir gerçekleştirilmektedir. İnsanda uygulamaya ait bazı elektronik veriler olmakla birlikte, henüz bilimsel otoriteler tarafından kabul gören başarılı uygulamalar gerçekleşmiş değildir. Kök hücreleri in-vitro kültür şartlarında üretilirken, bazen istenmeyen ve organizmaya zararlı olabilecek genetik mutasyonlara uğrayabilmektedir. Buna ek olarak, kök hücre araştırmaları henüz tedavi amacıyla uygulanacak ürünleri vermekten uzak görünmektedir.</p>
<p>Kök hücre konusunun dini açıdan değerlendirilmesine gelince; kök hücre konusunda her geçen gün yeni şeyler öğrenmekteyiz. Öğrendikçe de geçmişte konu ile ilgili bilinenler tartışılır hale gelmiş, konunun dini boyutu da özel bir önem kazanmıştır. Ortaya çıkan tabloya göre, tüp bebek konusu dahil birçok konu yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır.</p>
<p>Hıristiyanlık dünyası kök hücre konusunda fikir birliği içinde olmasa da birbirine yakın görüşlere sahiptir.</p>
<p>Katolik dünyasına göre, insan embriyosu değerlidir ve zigota insan muamelesi yapılmalıdır. Bunlar imha edilemez veya saklanamaz, araştırmalarda dahi kullanılamaz. Tabii ki, bedenin dışında döllenme teknolojisi olan tüp bebek uygulamasına da aynı gerekçelerle sıcak bakılmamaktadır. Bununla birlikte Kilise, yetişkin kök hücrelerinin kullanılmasına ise tam destek vermektedir.</p>
<p>Evangelist ve Katolik Bişoplar Kilise’ne göre, embriyonik kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuğu korumak için, Almanya’da kesin olarak yasaklanmıştır. Ancak Alman parlamentosunun insan embriyoları öldürülerek elde edilen kök hücrelerin belirli koşullarda ithaline izin veren kararı Evangelist ve Katolik Bişoplar kiliseleri üzerinde şok etkisi yapmış ve ceninin döllenme anından itibaren insan olduğunu ve insan hayatının koruma altında olması gerektiğini ifade etmişlerdir.</p>
<p>Yahudilere göre, embriyonik kök hücrede yaşamı destekleyen bir potansiyel olduğu bu yüzden bu araştırmaların devletin desteğine ihtiyaç duyduğu, öte yandan ise Amerikan halkının yaşamı veya gelecek kuşaklar için de bir tehdit oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden sıkı kontrol altında tutulması şartıyla kök hücre araştırmalarının desteklenmesi gerekmektedir. Yahudi din adamlarına göre, tüp içerisindeki kök hücre tam bir insan sayılmamaktadır ve korunması gerekmemektedir. Özetle, embriyonik kök hücre araştırmaları, insan yaşamını daha büyük başarılar için koruyor ve yaşamı tehdit etmiyorsa bunlar devam etmelidir.</p>
<p>Protestan kilisesi ise, insan embriyosu konusunda diğer kiliselerden farklı düşünmemekle birlikte kök hücre konusunda araştırmaların devam etmesinden yana olduklarını deklare etmişlerdir.</p>
<p>İslam dini ise; insan ve toplum için yararlı olabilecek her türlü çalışmayı teşvik etmektedir. Ancak bunların hukuki, ahlaki ve manevi değerler açısından problem oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini de onaylamaz. Bu alanda gerekli önlemlerin alınmasını öngörür. Esasen, teknolojinin insanlık yararı için kullanılması, bilim ve hukuk otoritelerince de savunulmaktadır. Bu itibarla, hangi şekilde olursa olsun, insana, çevreye, ekolojik dengeye ve topluma zarar vermemek kaydıyla, genler üzerinde biyolojik ve tıbbi nitelikli çalışmalar yapmak, İslam açısından bir sakınca taşımamaktadır. Hatta, İslâm, insanlığa hizmet gayesi taşıyan bu ve benzeri çalışmaları takdir ve teşvik etmektedir. Önemli olan, varılan bilimsel sonuçların insanlığın hayrına kullanılmasıdır.</p>
<p>Yukarıda da ifade edildiği gibi, İslam hukukunda dünyaya sağ gelmesi şartıyla cenin miras hakkı olduğu kabul edilmiştir. Bu gerçek 1883 yılında insan embriyosu bilimi tarafından da deklare edilmiş ve bugün de aynı kanaat devam etmektedir. Bu nedenle insana ilk anından itibaren bir birey olarak saygı duyulmalı, hukuki hakları tanınmalı ve ihlal edilmemelidir.</p>
<p>Bu itibarla, embriyonik kök hücreler değil de vücudumuzun organlarından alınan özelleşmiş yetişkin hücrelerinin de aynı fonksiyonu icra edebileceğine dair yapılan çalışmalar olumlu sonuç verir ve bunların tedavi amaçlı kullanımı mümkün hale gelirse, bu takdirde insan olma potansiyeli taşıyan kök hücrelerin yedek parça gibi kullanımı söz konusu olmayacaktır. Dolayısı ile tıp dünyasının bağımsız bir canlı olma potansiyeli kalmamış, özelleşmiş yetişkin kök hücrelerinin tedavi amaçlı kullanımı üzerinde yoğunlaşmaları gerekmektedir. Bunun ise, dînî ve ahlâkî açıdan organ naklinden bir farkı olmayacaktır.</p>
<p>Ancak, özelleşmiş yetişkin hücrelerden embriyonik kök hücrenin özelliklerini taşıyan kök hücre elde edilememesi durumunda ve başka tedavi imkanının bulunmaması halinde, ticari ve her türlü kötü amaçlı kullanımı engelleyici tedbirleri almak kaydıyla tüp bebekten arta kalan blastocistler, tedavi amaçlı olarak kullanılabilir.</p>
<p>4. Cinsiyet Tayini:</p>
<p>Erkek cinsiyetini belirleyen “Y” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan erkek çocuk; “X” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan ise kız çocuk doğmaktadır. Demek oluyor ki, doğacak olan çocuğun cinsiyeti aşılanma (döllenme) sırasında kesinleşmekte ve bu da yumurtaya giren spermatozoidin taşıdığı cinsiyet kromozomunun çeşidine göre olmaktadır. Çocuğun cinsiyetini tespit etmek tıp bilimine göre mümkündür.</p>
<p>Ancak doğacak çocukların cinsiyetinin belirlenmesi şimdiden öngörülmeyecek başka demografik ve ekolojik sorunlar ortaya çıkarabileceği cinsiyetlerin dağılımı konusunda var olan dengenin bozulmasına yol açabileceğinden, herhangi bir zorunluluk olmadıkça yapılması uygun değildir. Nitekim Asya ve Doğu ülkelerinde aileler, genelde erkek çocuk istemektedirler. Bizim toplumumuzda da durum farklı değildir. Bu da dünyadaki dengenin erkek çocuğun lehine bozulabileceğini göstermektedir. Bu ise, sünnetullaha aykırıdır. Zira Kur’ân’da, “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir” (Şûrâ 42/49-50) buyrularak insanların erkek veya kız olmasının Allah tarafından belirlendiği ifade edilmiştir.</p>
<p>Pek çok uluslararası temel metinde, örneğin Avrupa Konseyinin Biyoetik Komisyonunun raporlarında ve yakın geçmişte Kahire’de 238 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı toplantısının sonuç metninde de konu ele alınmış ve tıp dışı nedenlerle gerçekleştirilen cinsiyet seçimi uygulamaları uygun görülmemiş ve buna karşı önlem alınması gerektiği dile getirilmiştir.</p>
<p>Bu itibarla tıbbi bir zorunluluk bulunmadıkça cinsiyet tayinine gidilmesi dinen uygun değildir.</p>
<p>5. Preimplantasyon Genetik Tanı Nedir?</p>
<p>Preimplantasyon genetik tanıyla birkaç kez tüp bebek tedavisi yaptırıp çocuk sahibi olamamış çiftlerde gebelik şansı artırılmakta ve düşük ihtimali azaltılmaktadır. Bu uygulamayla bebekte ortaya çıkabilecek çok önemli genetik rahatsızlıkların bir bölümü embriyoların ana rahmine yerleştirilmeden önce bulunup tedavi edilmesi mümkün olabilmekte, böylece sakat çocukların dünyaya gelmesinin de önüne geçilebilmektedir.</p>
<p>6. Kürtaj:</p>
<p>Henüz kırk günlük olmayan gebeliğe son verilebileceği görüşünde olan bazı fakihler varsa da, gebelik gerçekleştikten sonra, kırk günlük süre içinde de olsa, bir zaruret olmaksızın rahimdeki nutfe ve ceninin gerek ilaç, gerekse diğer etki ve işlemlerle düşürülmesi veya aldırılması (kürtaj) İslam bilginlerinin büyük çoğunluğu tarafından uygun görülmemiştir. Kırk günlükten sonra ise, annenin hayatının kurtarılması dışında bir sebeple gebeliğe son vermenin (kürtajın) haram ve cinayet hükmünde olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak denilebilir ki, gebeliği önleyici tedbirlere başvurarak doğumu kontrol altında bulundurmak, istenmeyen durumlarda gebeliğe engel olmak caiz ve mümkündür. Ancak, gebelikten sonra, annenin hayatî tehlikesi gibi haklı, kesin ve meşru bir zaruret olmaksızın, düşürmek veya aldırmak (kürtaj) yolu ile bir canlının hayatına son verilmesi caiz değildir.</p>
<p>Çocuk sahibi olamayanların tüp bebek yöntemiyle gebe kalmaları caiz ise de, doğacak çocuk/çocuklarının daha sağlıklı olmaları düşüncesiyle embriyolardan birinin alınması caiz değildir. Kısa zamanda neticeye ulaşabilmek için bu şekilde birden fazla embriyo transferi yapılıyor. Biri tutmazsa diğeri tutsun diye. Bunun yerine sadece bir veya en fazla iki embriyo transferi yapılması ve tutmazsa daha sonra tekrar yeni bir deneme yapılması daha iyi olur. Böylece uzun zaman alsa dahi anne rahmindeki embriyoların alınmasına engel olunur.</p>
<p>7. Embriyo ve Anne Rahmindeki Bebeğin Hakları Nelerdir?</p>
<p>İslam hukukunda dünyaya sağ gelmesi şartıyla ceninin miras hakkı olduğu kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanununda da şahsiyetin başlangıcı çocuğun sağ olarak bütünüyle doğduğu andır. Çocuk sağ doğmak kaydıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren medeni haklardan istifade eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/tup-bebekle-cocuk-sahibi-olmak-caiz-midir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dövme yaptırmak günah mı</title>
		<link>http://www.trkiz.com/dovme-yaptirmak-gunah-mi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/dovme-yaptirmak-gunah-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:46:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Dövme abdets bozarmı]]></category>
		<category><![CDATA[dövme günah abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Dövme yapmak günahmı]]></category>
		<category><![CDATA[Dövme yaptırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Dövme yaptırmak caizmi]]></category>
		<category><![CDATA[Dövme yaptırmak harammı]]></category>
		<category><![CDATA[islamda dövme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Dövme yaptırmak günah mı? Dövmenin islam dinince haram &#8211; günah olduğunu ya da dövme yaptıran kişinin abdesti olmayacağını söylerler. Dövmenin abdest konusunda bir sorun teşkil etmediğini çok açık ve net bir şekilde belirtebiliriz. Çünkü; dövme derinin dışına değil, içine yapıldığından, abdeste, gusle ve ibâdete mâni teşkil etmez. Çünkü abdestte ve gusülde farz olan, derinin dışını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dövme yaptırmak günah mı?<br />
Dövmenin islam dinince haram &#8211; günah olduğunu ya da dövme yaptıran kişinin abdesti olmayacağını söylerler. Dövmenin abdest konusunda bir sorun teşkil etmediğini çok açık ve net bir şekilde belirtebiliriz. Çünkü; dövme derinin dışına değil, içine yapıldığından, abdeste, gusle ve ibâdete mâni teşkil etmez. Çünkü abdestte ve gusülde farz olan, derinin dışını yıkamaktır. Dövmenin islam dinince haram &#8211; günah olma konusunda Prof. Dr. Süleyman ATEŞ’in daha önceden Vatan gazetesinde yayınlanan köşesinde bir okurunun sorusuna cevap vererek yanıtlamıştır, şöyle ki:</p>
<p>Dövme Kuran’da geçmiyor. Bunun günah olup olmadığını nasıl öğreneceğim ? yada bunu günah olduğu nerede yazıyor ? Eğer bunu kötü amaçla yaptırmadıysam, bundan sonra namazıma Kuran okumaya devam edemeyecek miyim ? İnsanların bu konuda yanıldıklarını nasıl anlatacağım ?</p>
<p>Prof. Dr. Süleyman ATEŞ;<br />
Dövme Kuran’da geçmez. Kuran’da Allah’ın yaratışını, doğal durumu değiştirmenin şeytan işi oldu belirtilir. İşte bu doğalı değiştirme konusunda Kuran tefsircilerinin çeşitli yorumları vardır. Tefsirciler, Nisa süresindeki bu ayeti açıklarken bazı Hadis’ler ( Peygamber’e nispet edilen sözler ) aktarırlar.</p>
<p>Bu rivayetlerden birinde Hz. Peygamber’in Kaşlarını inceltene, yüzünün kıllarını çekene, Dövme yapana ve yaptırana lanet ettiği belirtilir. Fakat bu, bir kişinin rivayetidir. Gerçekten Peygamber’in Böyle söylediğine şahsen ihtimal vermiyorum. Çünkü bu rivayet Kuran’a aykırıdır. Kuranda Peygamber’de insanları süslenmeye, güzel görünmeye teşvik etmektedir. Yüzünün kıllarını çekmek, kaşlarını inceltmek kadınların vaz geçemeyeceği Bir makyaj ve süslenme türüdür. Bilindiği gibi süslenmede zamana ve bölgelere göre değişir. Dövme İslamda mekruh ( hoş olmayan bir şey ) kabul edilir ama Kuran’ın haram saydığı, yapanların ve yaptıranların günahkar olacağı eylemlerden değildir. Hiçbirşey ibadete engel olamaz.</p>
<p>İbadette önemli olan gönülden Allah’a yönelmektir. Abdesttinizi alınız, namazınızı kılınız, dualarınızı yapınız. Allah ile bağlantınızı kesmeyiniz. İşte gerçeği öğrendiniz. Siz gönlünüze bakınız, Allah ile kul arasında aracı yokyur. Peygamber’imiz ” Önce kendi vicdanınıza danışınız” buyurmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/dovme-yaptirmak-gunah-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan ayında cinsel ilişki günahmı</title>
		<link>http://www.trkiz.com/ramazan-ayinda-cinsel-iliski-gunahmi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/ramazan-ayinda-cinsel-iliski-gunahmi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:38:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlu iken cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlu iken ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan ayında cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda cinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda ilişkiye girmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan ayında cinsellik bir suç, bir günah ya da çok kötü bir eylemmiş gibi algılanabiliyor.. Cinselliğin ülkemizde hala bir tabu olduğunu savunan CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Cinsellikte topluma hâkim olan abartılmış ayıp, yasak ve günah kavramları, kişinin nikâhlı eşiyle yaşadığı normal cinsel ilişkileri bile gölge altına alabiliyor. Bunun en güzel örneklerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında cinsellik bir suç, bir günah ya da çok kötü bir eylemmiş gibi algılanabiliyor..<br />
Cinselliğin ülkemizde hala bir tabu olduğunu savunan CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Cinsellikte topluma hâkim olan abartılmış ayıp, yasak ve günah kavramları, kişinin nikâhlı eşiyle yaşadığı normal cinsel ilişkileri bile gölge altına alabiliyor.</p>
<p>Bunun en güzel örneklerinden biri Ramazan ayında yaşanan cinsellik tartışmalarıdır. Ramazan ayında cinsellik çok yanlış bir şekilde, sanki bir suç, bir günah ya da çok kötü bir eylemmiş gibi algılanabiliyor. Hangi ayda olursa olsun, bir insan yanlış yapıp sonuçlarına katlanıp, acı çekerse; eşiyle sağlıklı bir şekilde cinsel ilişkiye girdiğinde de o kadar rahatlar ve keyif alır.” dedi.<br />
chat</p>
<p>Sevgisiz bir toplum olduk</p>
<p>Cinsel dengenin bozulmasıyla etkilenenin sadece cinsel hayat olmadığını, toplumsal yapımızı bir arada tutan saygı, güven ve en önemlisi sevgi kavramının da etkilendiğini söyleyen CİSED Genel Sekreteri Cinsel Terapist Psk. Gülüm Bacanak; “İyi dengelenmiş bir ilişki hiç kimsenin ruhsal, düşünsel, duygusal veya cinsel olarak diğerine hükmetmediği bir ilişkidir. Ancak, günümüzde herhangi bir çift için cinselliği dengeli bir şekilde ifade etmek ve yaşamak çok zordur. Bu durum sevgisiz, saygısız ve birbirine güvenmeyen bir toplum haline gelmemizin de bir sonucudur. CİSED olarak; ilişkilerimizin sevme ve denge durumundayken, cinselliğimizin sevgi dolu ve dengeli olacağına inanıyoruz. Yaklaşan Ramazan ayının; sevgiyle, huzurla, güvenle, yardımlaşmayla ve şefkatle, Türk insanını ihtiyaç duyduğu bu alanlarda desteklemesini ve cinsel hayatlarında dengeli bir alana taşımasını bekliyoruz. Birlik ve dayanışmanın pekiştiği, insanlarımızı birbirine daha çok yakınlaştıran, günlük kaygı ve sıkıntılardan uzaklaştıran, yardımlaşmaların arttığı, barış, kardeşlik ve hoşgörünün yaşanmasına vesile olan Ramazan ayı; geleceğe olan güvenimizi tazeleyen çok özel günler olmalıdır” dedi.</p>
<p>Ramazan ayı, cinselliği yasaklamadan kalpleri arındırma zamanıdır</p>
<p>Ramazan ayının cinselliği yasaklamadan kalpleri arındırmak için bir fırsat<br />
olabileceğini söyleyen CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “İslam inancına göre; oruçluyken cinsel ilişkiden kaçınılmalı ve iftarla imsak arasında ilişkiye girilmelidir. Ruhsal ve bedensel bir arınma yaşanması gereken Ramazan ayında cinselliği yasaklamak yerine; gönüller ve beyinler arındırılarak huzurlu ve dengeli bir ruh hali yaratılmaya çalışılmalıdır. Doğadaki bütün canlılara şefkat ve merhamet esasının egemen olması gereken Ramazan ayı boyunca, sağlıklı ve mutlu bir cinsellik yaşanabilir. Kişi beynini kapatarak duygularına odaklanabilir, endişe, korku ve kaygılarını bir tarafa bırakarak anın tadını çıkarabilir. Çünkü insanın maddi ve manevi gelişmesinin yanı sıra ruh ve beden sağlığının korumasında önemli bir yer tutan cinsellik; İslam dini tarafından, insan doğasının en temel ihtiyaçlarından biri olarak görülmüştür. İnsanlar için cinsel arzu ve istekler; açlık, susuzluk gibi doğal olgulardır. Bu nedenle arınma ve arındırma ayı olan Ramazan’da, insanlar cinselliği yasaklamadan; gönüllerini, kalplerini ve beyinlerini arındırmalıdır. İçlerindeki kötü duygu ve düşüncelerden kurtularak olumsuzlukları bir kenara bırakmalı, cinsel yaşam ve partnerleriyle ilgili iyi düşüncelere sahip olmaya gayret etmelidirler.” dedi.</p>
<p>İftardan sonra cinsel istek artabilir</p>
<p>İftar sonrası tokluk hissiyle beraber cinsel isteğin artmasının ise sık rastlanan<br />
bir durum olduğun altını çizen CİSED Genel Sekreteri Cinsel Terapist Psk. Gülüm Bacanak; “Çünkü insanın temel dürtüleri olan yemek, içmek, barınmak, korunmak ve cinsellik bir zincirin halkaları gibidir. Ancak aşırı yemek yiyerek, tok karnına veya soğuk içecekler içtikten ya da dondurma yedikten sonra cinsel ilişkiye girmek sağlıklı olmayabilir. Hazımsızlık ve soğuk yiyecekler cinsel enerjide dengesizliğe yol açabilir. Aşırı tok karın performans düşüklüğünden başarısızlığa kadar birçok cinsel soruna neden olabilir. Bu nedenle iftardan hemen sonra cinsel ilişkiye girilmemesi daha doğru bir davrınış olur.” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/ramazan-ayinda-cinsel-iliski-gunahmi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazanda Bikini Giymek Orucu Bozar Mı</title>
		<link>http://www.trkiz.com/ramazanda-bikini-giymek-orucu-bozar-mi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/ramazanda-bikini-giymek-orucu-bozar-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Bikini Giymek]]></category>
		<category><![CDATA[Bikini Giymek Orucu Bozar Mı]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlu iken bikini]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlu iken mayo giymek]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan bikini mayo]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazanda Bikini Giymek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[İlahiyatçılardan tatilcilere oruç uyarıları… Ramazan ayında oruç tutacak tatilciler, su yutmadıkları sürece deniz ya da havuza girmelerinde sakınca yok. İlahiyatçılar “Bikini orucu bozmaz ama günah” diyor. Ramazan ayının yaz sezonuna denk gelmesi, tatilcileri oruç tutarken denize ya da havuza girilip girilmeyeceği konusunda tedirgin etti. İlahiyat profesörleri denize girmenin banyo yapmak ile eş olduğunu, su yutmadıkça [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlahiyatçılardan tatilcilere oruç uyarıları…<br />
Ramazan ayında oruç tutacak tatilciler, su yutmadıkları sürece deniz ya da havuza girmelerinde sakınca yok. İlahiyatçılar “Bikini orucu bozmaz ama günah” diyor.</p>
<p>Ramazan ayının yaz sezonuna denk gelmesi, tatilcileri oruç tutarken denize ya da havuza girilip girilmeyeceği konusunda tedirgin etti. İlahiyat profesörleri denize girmenin banyo yapmak ile eş olduğunu, su yutmadıkça orucu bozmayacağını söylese de, ağız ve buruna su kaçırmama uyarısı da yaptı.<br />
chat</p>
<p>Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Süleyman Ateş, cilde sürülen kremlerin orucu bozmayacağını söylese de, bikiniyle denize girmeyi doğru bulmuyor. Ateş, “Kadının o şekilde giyinmesi orucu bozmaz ama günâh. Erkeğin bikini, mayo giyen kadına bakması da orucu bozmaz ancak dinimizce haramdır. Oruç ayrı bir şey. Yeme, içme ve cinsel münasebet orucu bozar. Kişi oruç tutuyorsa tüm vücuduyla tutmalı, sadece midenin aç kalmasıyla değil” diye konuştu. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Fayda, oruçluyken insanların günah işlememeye çalıştığını, orucun her türlü günahı önlemesi gerektiğini belirtti. Fayda, “Mesela erkekler, bikinili kadına bakmamalı. Bunun dışında kişi istediği gibi denize girebilir. Su yutmazsa sorun yok. İnsanlar çeşit çeşit, ağızlık burunluk takarak yüzenler var” dedi.</p>
<p>ACEMİLER DİKKAT!<br />
Eski Diyanet İşl. Bşk. Prof. Dr. Süleyman Ateş<br />
“Denize girmek, banyo yapmak orucu bozmaz. Ama ağız ve buruna yanlışlıkla su kaçarsa elbette oruç bozulur. Kaçırmadan da yüzmek mümkün. Yıllardır denize girerim ve hiçbir sorun yaşamadım. Acemi olan, kendine güvenmeyen oruçluyken denize girmesin. Midelerine su kaçabilir.”</p>
<p>SU YUTMAYIN YETER<br />
İlahiyat Profesörü Saim Yeprem<br />
“Havuz ve denize girmekle oruç bozulmaz. Orucun bozulması için dışarıdan vücuda bir şey girmesi lazım. Su yutmak gibi oruca ters düşen davranışta bulunmamak gerekir. Kişilerin oruç tutabilmek için tatilden dönmeyi düşünmesi ise kendi takdirleri ama rahatlıkla devam edebilirler.”</p>
<p>Sabah</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/ramazanda-bikini-giymek-orucu-bozar-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öpuşmek Orucu Bozar mı</title>
		<link>http://www.trkiz.com/opusmek-orucu-bozar-mi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/opusmek-orucu-bozar-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:27:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Öpuşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Öpuşmek Orucu Bozar]]></category>
		<category><![CDATA[Öpuşmek ve oruç]]></category>
		<category><![CDATA[oruç cinsel ilişki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[Öpuşmek Orucu Bozar mı ? Karı kocalar oruç zamanı içerisinde birbirlerini şefkatle öperlerse oruç bozulmaz. İleri giderlerse de şeklen oruç bozulmazdır. Hiçbir şekilde öpüşmekle oruç bozulmaz. Tabii şefkat haddini aşarsa o zaman orucun sevabında azalma olur. Şefkat halindeki duygularla yaşanan her türlü temas orucu şeklen bozmaz. Ama şeklen bozulmayan orucun Allah katında sevabı bozulmuş olabilir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öpuşmek Orucu Bozar mı ?<br />
Karı kocalar oruç zamanı içerisinde birbirlerini şefkatle öperlerse oruç bozulmaz. İleri giderlerse de şeklen oruç bozulmazdır. Hiçbir şekilde öpüşmekle oruç bozulmaz. Tabii şefkat haddini aşarsa o zaman orucun sevabında azalma olur. Şefkat halindeki duygularla yaşanan her türlü temas orucu şeklen bozmaz. Ama şeklen bozulmayan orucun Allah katında sevabı bozulmuş olabilir, Onu da Allah bilir. Böyle duygular yaşayan çiftlerin tuttuğu oruç bozulmadığı için kefaret gerektirmez. Orucun bozulma sebepleri sınırlı olarak belirtilmiştir. Eşlerin birbirlerini sevmesi sevaptır. Fakat bu Ramazan gecelerinde caizdir. Cinsel ilişki orucu bozar.</p>
<p>Orucu açtıktan sonra insalar serbesttir…!! İstedinizi cinsel acıdan eşinizle yapabilirsiniz. Tabii ki karı koca arasında ilişki meşru olduktan sonra ilişki mubahtır. Meşru ilişkileri olmasına rağmen oruçlarını cinsel ilişkiye girerek açmak Islami edebe aykırıdır. Yasak değildir ama hoş da değildir. Bu noktada şunu hatırlatmakta fayda var: “Nice gecelerim namaz kılarak geçiren müminler vardır ki, elde ettikleri şey maalesef uykusuzluktur. Nice günü de oruçla geçirenler vardır ki; elde ettikleri sedece açlık ve susuzluktur.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/opusmek-orucu-bozar-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haram işlemek orucu bozar mı</title>
		<link>http://www.trkiz.com/haram-islemek-orucu-bozar-mi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/haram-islemek-orucu-bozar-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:23:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Haram işlemek]]></category>
		<category><![CDATA[Haram orucu bozar mı]]></category>
		<category><![CDATA[orucu bozar mı]]></category>
		<category><![CDATA[orucu ne bozar]]></category>
		<category><![CDATA[orucu neler bozar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[Oruçluyken günah işlemek, gıybet etmek orucu bozar mı? CEVAP Orucu bozmaz; fakat özellikle oruçluyken günahtan daha çok sakınmalıdır. Hadis-i şerifte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, namahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. (Deylemi) İmam-ı a’zam hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklıyor ve (Bu günahlar orucun sevabını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekruh olur) buyuruyor. Yani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oruçluyken günah işlemek, gıybet etmek orucu bozar mı?<br />
CEVAP<br />
Orucu bozmaz; fakat özellikle oruçluyken günahtan daha çok sakınmalıdır. Hadis-i şerifte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, namahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. (Deylemi)</p>
<p>İmam-ı a’zam hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklıyor ve (Bu günahlar orucun sevabını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekruh olur) buyuruyor. Yani bu günahları işleyen, oruç borcundan kurtulursa da, oruca mahsus olan büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i şerifte, (Nice oruç tutan vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmez) buyuruldu. (İbni Mace)</p>
<p>Oruç, müminler için bir nimet ve emanettir. Emanete riayet etmek gerekir. Onun zayi olmaması için şartlarını gözetmek gerekir. Harama bakmaktan sakınmalıdır! Hadis-i şerifte, (Harama bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Allah korkusuyla bunu terk edene, Allahü teâlâ öyle bir iman verir ki, imanın tadını kalbinde bulur.) buyuruldu. (Hakim)</p>
<p>Oruçlu, dilini de korumalıdır! Hadis-i şerifte (Oruç ateşe kalkandır. Gıybetle parçalanmadıkça korur. Oruçlu, cahillik edip de kötü söz söylemesin! Kendisine sataşana, “ben oruçluyum” desin!) buyuruldu. (Buhari)</p>
<p>Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azalarıyla günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir, sevabları yok eder. Bir günah işledikten sonra pişman olmak, iyilik ve ibadet etmeye devam etmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/haram-islemek-orucu-bozar-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ramazanda banyo ve denize girmek orucu bozar mı</title>
		<link>http://www.trkiz.com/ramazanda-banyo-ve-denize-girmek-orucu-bozar-mi.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/ramazanda-banyo-ve-denize-girmek-orucu-bozar-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 20:22:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[banyo orucu bozarmı]]></category>
		<category><![CDATA[banyo yapmak orucu bozarmı]]></category>
		<category><![CDATA[denize girmek orucu bozar mı]]></category>
		<category><![CDATA[denize girmek orucu bozarmı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç deniz]]></category>
		<category><![CDATA[oruc iken denize girmek yasakmi]]></category>
		<category><![CDATA[oruç ve deniz]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlu denize girmek]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlu iken banyo yapmak orucu bozarmi]]></category>
		<category><![CDATA[oruçu bonyo yapmak bozarmı]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan da denize girmek]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda denize]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda denize girmek]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda denize girmek yasak mi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=321</guid>
		<description><![CDATA[Ramazanda banyo ve denize girmek orucu bozar mı? Ağızdan ve burundan dimağa veya mideye su kaçırmamak şartıyla, yıkanmak orucu bozmaz. Yalnız İmam-ı Azam serinlemek için suya girmeyi veya yaş elbiseye sarılmayı mekruh saymıştır. Ebu Yusuf’a göre değildir. Allah Resulü oruçlu iken hararetini gidermek için başına su dökmüştür. chat Ancak denize veya nehre girip de uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazanda banyo ve denize girmek orucu bozar mı?</p>
<p>Ağızdan ve burundan dimağa veya mideye su kaçırmamak şartıyla, yıkanmak orucu bozmaz. Yalnız İmam-ı Azam serinlemek için suya girmeyi veya yaş elbiseye sarılmayı mekruh saymıştır. Ebu Yusuf’a göre değildir. Allah Resulü oruçlu iken hararetini gidermek için başına su dökmüştür.<br />
chat</p>
<p>Ancak denize veya nehre girip de uzun müddet yüzülecek olursa çok büyük bir ihtimalle mideye veya dimağa su kaçar. Böylecede oruç bozulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/ramazanda-banyo-ve-denize-girmek-orucu-bozar-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islam dini nedir</title>
		<link>http://www.trkiz.com/islam-dini-nedir.php</link>
		<comments>http://www.trkiz.com/islam-dini-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 08:27:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trkiz.com/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[İslâm dîni nedir? İslâm dîni, Allah&#8217;ın, son Peygamberi Hz. Muhammed (asm) vasıtasıyla bütün insanlara gönderdiği en son ve en mükemmel dindir. İslâm&#8217;ın gelmesiyle, diğer dinlerin hükmü sona ermiştir. İslâm dînini kabul eden kimseye Müslüman denir. İslâm&#8217;ın en son ve Allah katında yegâne mûteber din olduğu, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şu şekilde belirtilir: &#8220;Bugün sizin dîninizi sizin için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dîni nedir?</p>
<p>İslâm dîni, Allah&#8217;ın, son Peygamberi Hz. Muhammed (asm) vasıtasıyla bütün insanlara gönderdiği en son ve en mükemmel dindir. İslâm&#8217;ın gelmesiyle, diğer dinlerin hükmü sona ermiştir.<br />
İslâm dînini kabul eden kimseye Müslüman denir.<br />
İslâm&#8217;ın en son ve Allah katında yegâne mûteber din olduğu, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şu şekilde belirtilir:<br />
&#8220;Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim. Sizin üzerinizdeki nîmetimi (lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak İslâm&#8217;ı seçtim (yalnız İslâm&#8217;dan razı ve ondan hoşnûd oldum)&#8221;.(el-Mâide, 3).<br />
&#8220;Kim İslâm&#8217;dan başka bir din ararsa, ondan [seçtiği dîni] kabûl edilmiyecektir ve o, âhirette hüsrâna [büyük zarara] uğrayanlardan [olacak]tır. &#8220;Allah katında yegâne [hak] din İslâmdır.&#8221;<br />
(Âl-i İmrân, 19).<br />
İslâm&#8217;ın Dışındaki Dinlerin Geçerliliği Neden Kalkmıştır?<br />
Tarihin çeşitli devirlerinde insanlara ayrı ayrı Peygamberler ve dinler yollayan Allah Teâlâ, son din olarak onlara İslâm&#8217;ı ve son Peygamber olarak da Hz. Muhammed&#8217;i (asm) göndermiştir.<br />
İslâm&#8217;ın gelmesiyle Yahudîlik ve Hıristiyanlık gibi eski dinlerin hükmü sona ermiştir. Bu, tıpkı, yeni bir kanun çıkınca, eski kanunun hükmünün yürürlükten kalkması gibidir. Allah&#8217;ın son dîni ve İlâhî Kanunu İslâm gelince, eski dinlerin ve ilâhî kanunlarıin geçerliliği son bulmuştur.<br />
İslâm dışında kalan dinlerin yürürlükten kalkmasını gerektiren başlıca sebepleri şunlardır:<br />
1 &#8211; Her şeyden evvel, eski dinler, yalnızca belli bir zamana ve belli bir muhîtin insanlarına hitab ediyorlardı. İslâm ise, topyekûn bütün insanlığa seslenmektedir.Dâveti umumî ve mesajı cihanşümuldür.<br />
2 &#8211; Eski dinler, sadece kendi zamanlarının insanlarını muhâtab almışlardı. O zamanın insanlarının seciyeleri kaba ve mizaçları vahşete yakındı. İlimde, medeniyette, fikir ve anlayışta geri idiler. Ulaşım ve haberleşme imkânları, ibtidai bir haldeydi. Her bölgenin kültürü, inancı, örf ve âdetleri farklı farklıydı. Karşılıklı fikir ve kültür alışverişi de oldukça zayıftı. Bu yüzden, her muhîte ayrı ayrı Peygamberler gelmesi, başka başka dinler gönderilmesi zarureti vardı. Zaman geçip insanlık ilim, fikir, kültür ve medeniyet yönünden büyük gelişmeler kaydedince, eski mahallî dinler artık insanların ihtiyaçlarına cevap veremez hale geldiler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak da insanlara en son din olan İslâmiyeti gönderdi.<br />
İslâm dîni, 1400 yıl evvelki dünyanın insanından,bugünün ve yarının modern insanına kadar gelip geçen bütün insanlığa hitab edebilme özelliğinde olan bir dindir. Bu bakımdan, kıyamete kadar hükmü bâki ve geçerlidir.<br />
3 &#8211; Eski dinlerin, zamanla, içlerine hurâfeler,bâtıl inançlar karışmıştır. Allah&#8217;ın birliğine îman esası, yani tevhid inancı kaybolmuştur. İslâm ise, hâlâ ilk günkü tazelik ve saflığı ile,bozulmadan durmaktadır. Netice olarak diyebiliriz ki: İslâm&#8217;ın dışında kalan dinler, geceleyin bir sokağı aydınlatan bir fener ve sokak lâmbası gibidir. İslâm ise, bütün dünyayı aydınlatan güneş hükmündedir. Güneş doğduktan sonra, artık sokak fenerine hiç ihtiyaç kalırmı?<br />
İslâm Dininin Özellikleri Nelerdir?<br />
İslâm dinini, sâir dinlerden ayıran belli başlı özellikleri şunlardır:<br />
1 &#8211; İslâmiyet, her asra ve her insana hitab eder, getirdiği esaslar insanlığın bütün ihtiyaçlarına cevab verir. İslâm&#8217;ın bu cihanşümûl özelliğine Kur&#8217;an&#8217;da şu şekilde işaret olunur:<br />
&#8220;Ey Muhammed!(sav) Biz seni BÜTÜN İINSANLARA yalnızca müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.&#8221; (Sebe&#8217;, 28).<br />
&#8220;Ey Muhammed!(sav) De ki: &#8216;Ey insanlar, ben Allah&#8217;ın HEPİNİZ İÇİN GÖNDERDİĞİ Peygamberiyim&#8217;.&#8221; (el-A&#8217;raf, 158).<br />
2 &#8211; İslâmiyet kolaylıklar dînidir. İslâm&#8217;da insanlara yapamayacakları veya yaparken zorluk çekecekleri işler yüklenmemiştir. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de İslâm&#8217;ın kolaylık prensipleri şu şekilde ifade edilir:<br />
&#8220;Allah, insanı ancak gücünün yeteceği işle mükellef tutar&#8230;&#8221;(el-Bakara, 285)<br />
&#8220;Rabbimiz, bize gücümüzün yetmiyeceği şeyi taşıtma&#8230;&#8221;(el-Bakara, 285).<br />
&#8220;Allah, sizin için kolaylık göstermek diler, zorluk çıkarmak istemez&#8230;&#8221;(el-Bakara, 185).<br />
Kur&#8217;an&#8217;da İslâm&#8217;ın kolaylıklar dîni olduğu bu şekilde açıklanırken Peygamberimiz de,(sav) bu hususta hadîs-i şeriflerinde şu prensipleri vaz&#8217;etmişlerdir:<br />
&#8220;Ben ancak âlemlere rahmet olarak gönderildim. Azâb için, zorluk vermek için gönderilmedim&#8230;<br />
&#8220;Allah Teâlâ, beni sıkıntı ve zahmet verici ve bunu arzu edici olarak göndermedi. Fakat Allah beni, muallim (öğretici, bildirici) ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi&#8230;<br />
&#8220;Dininizin en hayırlısı, en kolay olanıdır. Muhakkak ki din bir kolaylıktır&#8230;<br />
&#8220;Ben size neyi yasak ettiysem, ondan çekinin; size neyi emretti isem, ondan gücünüzün yettiği kadarını yapın.<br />
Sizden evvelki ümmetleri ancak mes&#8217;elelerinin ve Peygamberlerine karşı ihtilâflarının çokluğu helâk etmiştir.<br />
&#8220;Amelden gücünüzün yettiği kadarını yapın.<br />
Siz ibâdetten bezmedikçe, Allah da sevab vermekten bıkmaz.<br />
&#8220;Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.<br />
Hz. Âişe Validemiz, Resûlüllah Efendimizin bu hususla ilgili tatibkatını şu şekilde beyan etmişlerdir:<br />
&#8220;Resûlüllah (asm) iki şey arasında dilediğini tercihte serbest bırakıldı mı, günah olmadığı müddetçe muhakkak onlardan en kolayını alırdı.Eğer iş günahsa ondan halkın en uzak bulunanı Resûlüllah olurdu.<br />
Bütün bu hadîs-i şerifler, İslâm dîninin ne derece uygulanması kolay hükümler ihtiva ettiğini göstermektedir. Cihanşümûl ve kıyâmete kadar pâyidar oluşunda,bu kolaylık anlayışsının büyük yeri vardır. İslamiyet insanların dış görünüşten ziyade insanın iç görünüşüne bakmıştır. İslâmiyet, ruh ile madde, dünya ile âhiret arasında tam bir denge kurmuştur.<br />
Yahudîlik beden zevklerini ve maddî faydaları ön plânda tutar. Mensuplarını hırsla dünyaya bağlanmağa sevkeder.<br />
Hıristiyanlık ve Hind dinleri ise, sadece ruhu geliştirmeye, vücuda eziyetler çektirerek nefsin arzûlarını zayıflatmaya, dünya hayatını boşlamaya önem verirler.<br />
Buna karşılık İslâmiyet, ruh ile beden, dünya ile âhiret arasında tam bir denge kurmuş; ne bedene, ne de ruha ızdırap çektirmeyi esas almıştır.İkisine de aynı ölçüde değer vermiş; herbirinin ihtiyaçlarını ayrı ayrı karşılamayı kabul etmiştir.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de,&#8221;Allahım, bize dünyada iyilik, âhirette de iyilik ver&#8221; âyeti, İslâm&#8217;daki dünya ve âhiret dengesini en iyi şekilde belirtmektedir.<br />
İslâm, ne dünyaya fazla değer vererek âhiretin,ne de âhirete ağırlık vererek dünyanın terkedilmesine izin verir&#8230;<br />
Âhiretin dünyada kazanılacağını söyleyerek,&#8221;hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de âhiret için&#8221; çalışılmasını ister&#8230;<br />
İslâm&#8217;da ruhban sınıfı yoktur. Herkes dinini gücü nisbetinde kendi öğrenmek zorundadır. İbâdetleri ifa için, kul ile Yaratıcı arasında aracılık yapacak, günahlarıiaffettirecek imtiyazlı bir seçkin sınıfa yer yoktur.<br />
İslâm, bütün mânasıyle ahlâk ve fazîlet dîni olduğu gibi, en yüksek mertebede ilim ve hakikatın koruyucusudur.<br />
İslâm&#8217;ın kolaylıklar dini olduğunu gösteren, Asr-ıi Saâdet&#8217;te cereyan etmiş pek çok vâkıa vardır.<br />
Onlardan bazılarını burada zikredeceğiz.<br />
Enes bin Mâlik Hazretleri anlatmaktadır:<br />
&#8220;Nebî (sav) bir gün mescide girdi. İçeri girer girmez de gözüne mescidin iki direği arasına çekilmiş bir ip ilişti.<br />
- Bu ip nedir? diye sordu. Sahâbîler:- Bu, Zeyneb&#8217;in ipidir. Zeyneb, nâfile namaz kılarken ayakta durmaktan yorulunca, bu ipe tutunuyor, dediler.<br />
Peygamber (sav):<br />
- Hayıir, (İbadette böyle güçlük ihtiyâr olunmaz.) Bu ipi çözünüz. Sizden biriniz zinde ve neş&#8217;eli oldukça namazını ayakta kılsın. Yorulunca da hemen otursun. (&#8230; Ve namazını oturduğu halde tamamlasın.) buyurdu.<br />
Ebû Mes&#8217;ûd el-Ensârî&#8217;den:<br />
Resûlüllah&#8217;a (sav) biri gelip:<br />
- Yâ Resûlâllah. Filânca bize namaz kıldırırken o kadar uzatıyor ki, nerdeyse namazı terketmeyi<br />
ister hale geliyorum,&#8221; dedi.<br />
Peygamber (sav) derhal cemaata hitaben bir konuşma yaptılar. Onu hiçbir hitabesinde o günkü kadar öfkeli görmemiştim.<br />
Buyurdular ki:<br />
- Ey insanlar. Sizler nefret ettiriciler misiniz? Her kim halka namaz kıldırırsa hafif tutsun. Çünkü cemaatın içinde hasta, zayıf, hâcet sahibi olanlar bulunabilir&#8230;<br />
Görüldüğü gibi Peygamberimiz hiçbir zaman, insanları dinden uzaklaştıracak, soğutacak, nefret ettirecek davranışlara kızdığı kadar başka hiçbir şeye öfkelenmemiştir.<br />
Mü&#8217;minin vazifesi, İslâm&#8217;ı insanlara daima güzel göstermek, onları dine ısındırıp sevdirmek, kolaylaştırmak, güçleştirmemektir.<br />
Utbe bin Âmir anlatmaktadır:<br />
&#8220;Kız kardeşim (Ümmü Hibban) Beytullah&#8217;ı yaya olarak ziyaret etmeyi adamış, fakat sonradan buna güç yetiremiyeceğini hissedince, mes&#8217;elenin Resûlüllah Efendimiz&#8217;den sorulmasını bana emretmişti.<br />
Ben Hazret-i Resûlüllah&#8217;a sorduğumda, cevaben:<br />
- (İptida) yaya yürüsün, (sonra) bineğinin sırtına binip gitsin.. buyurdu&#8230;<br />
Hazret-i Enes&#8217;den (ra):<br />
&#8220;Nebiy-yi Ekrem (sav), iki oğlunun arasında, onlar tarafından taşınarak yürütülen bir ihtiyar kimse gördü.<br />
&#8216;Bunun zoru nedir? Niye bir bineğe binmiyor?&#8217; diye sordu.<br />
Oğulları cevaben:<br />
- Yâ Resûlâllah. Babamız yaya olarak Kâbe&#8217;ye gitmeyi nezretmiştir.<br />
Bunun için böyle yürütüyoruz, dediler.<br />
Resûlüllah Efendimiz:<br />
- Şüphesiz ki Allah, bu ihtiyarın nefsini azâblandırmakla yaptığı ibadetten müstağnidir, buyurdu ve ona,bineğine binerek Kâbe&#8217;yi ziyarete gitmesini emretti.&#8221;<br />
Abdullah bin Mes&#8217;ûd&#8217;dan:<br />
&#8220;Resûlüllah (sav), va&#8217;z hususunda, bize bıkkınlık gelmesin diye halimize bakıp ona göre gün ve saat kollardı.&#8221;<br />
Câbir bin Abdillah anlatmaktadır:<br />
&#8220;Resûlüllah (sav)bir seferde idi. Derken üzeri gölgelendirilmiş olduğu halde yanında insanlar toplanmış bir adam gördü ve &#8216;Onun nesi var&#8217; diye sordu. &#8216;Oruçlu bir adam&#8217; dediler.<br />
Resûlüllah (sav) bunun üzerine:<br />
- Seferde oruç tutmak hâlis bir iyilik ve fazilet değildir. Allah&#8217;ın sizin lehinize yapmış olduğu ruhsatlardan ayrılmayınız,&#8221; buyurdu.<br />
Asr-ı Saâdet&#8217;te, adamın biri dağda bulduğu suyu bol, toprağı verimli ıssız bir mağarada kendi başına inzivaya çekilip,cemiyetin kötülüklerinden, fitne ve dedikodularından kurtulmayı düşünür.<br />
Ancak kararını bir de Resûlüllah Efendimiz&#8217;e açmak, O&#8217;nun bu konudaki görüşünü almak ister.<br />
Huzura gelerek der ki:<br />
- Yâ Resûlâllah, ben bir mağara buldum. İçinde suyu, önünde toprağı var. Orada inzivaya çekilerek kendimi tamamen dünyevî şeylerden tecrid etmeyi; uhrevî işlere, ibadet ve taata vermeyi düşünüyorum. Bu hususta siz ne dersiniz?&#8221;<br />
Adamın cemiyet hayatını terkedip, ibadet için mağarada inzivaya çekilme fikrine Allah Resûlü şu ibretli cevabı verir:<br />
- Ben, Yahudilikle, Hıristiyanlıkla gönderilmedim. (Yani cemiyetten kaçma fikri onlara aittir.) Ben dosdoğru olan İslâm&#8217;la gönderildim. Nefsim kudret elinde olan Allah&#8217;a yemin olsun ki, mağarada tek başına gündüz akşama kadar nafile ibadetlerle meşgul olmaktansa, cemiyet içinde sabah, yahut akşam, Allah için azıcık yol yürümek, (İslâm&#8217;a hizmet için zahmet çekmek) dünyadan ve dünya içindeki herşeyden kat kat hayırlıdır.<br />
Ve sözlerine şunu da ilâve eder:<br />
- Cemaat içinde safta yer almanız da, inzivadaki 60 sene ibadet ve namazdan hayırlıdır&#8230;<br />
Cemiyeti terkederek inzivaya çekilmek isteyene, Allah Resûlünün verdiği bu karşılık, din düşmanlarının İslâmiyetin insanları cemiyetten el etek çektirdiği yolundaki menfî propagandalarına<br />
güzel bir cevab teşkil etmektedir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trkiz.com/islam-dini-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

